Kökleriyle Hayat Bulan Topraklar: Gökova’nın Okaliptüsleri
Kökleriyle Hayat Bulan Topraklar: Gökova’nın Okaliptüsleri
✍️ : Muhittin Yalçınkaya
19 Mayıs 2026 @NkayaMuhittin
Bugün sizi, çoğumuzun sosyal medya fotoğraflarından, tatil rotalarından ya da romantik yürüyüş hatıralarından bildiği bir yola; Muğla’nın göz bebeği Gökova Aşıklar Yolu’na götürmek istiyorum. Hani o göğe uzanan, dallarıyla gökyüzünü bir dantel gibi ören devasa ağaçların gölgesindeki o büyüleyici yola… Ancak bugün amacım size sadece bir doğa harikasını övmek değil; o muazzam gövdelerin arkasında yatan, ölümle yaşam arasındaki o ince çizgiyi, bir babanın feryadını ve bugün bizim o feryada karşı sergilediğimiz hoyratlığı anlatmak.
Hikâye, 1930’lu yılların Gökova’sında başlıyor. O dönemde bu cennet coğrafya, bugünkü gibi neşeyle dolup taşan bir turizm merkezi değil; bataklığın, sivrisineklerin ve onların taşıdığı sıtma illetinin pençesinde kıvranan bir yas yeriydi. Toprak adeta can alıyordu ve en çok da çocukları hayattan koparıyordu. Dönemin Gökova Muhtarı Mehmet Gökovalı da bu acıyı en derinden hissedenlerdendi; sekiz evladından dördünü toprağa vermişti. Bir babanın çaresizliği, zamanla koca bir coğrafyanın kaderini değiştirecek bir direnişe dönüştü. Muhtar, kalan çocuklarını ve köyün geleceğini kurtarmak adına Muğla Valiliği’nin kapısını çaldı.
Dönemin vizyoner Valisi Recai Güreli ve sürgün gittiği Bodrum’u bir cennete dönüştüren Halikarnas Balıkçısı (Cevat Şakir Kabaağaçlı) el ele verdi. Bataklığı kurutmanın tek yolu, o topraklarda bulunmayan, suyu adeta bir sünger gibi çeken okaliptüs ağaçlarıydı. Avustralya’dan getirilen fidanlar, 1938 yılında köylülerin duaları ve emekleriyle toprağa dikildi. O fidanlar büyüdükçe bataklık kurudu, sıtma bu topraklardan silindi. Ve o dikilen fidanlardan biri, Muhtar Mehmet Gökovalı’nın sıtmanın elinden kurtardığı, ilerleyen yıllarda ülkemizin yetiştirdiği en değerli kültür insanlarından, gazeteci ve yazar Şadan Gökovalı oldu. Yani o ağaçlar, sadece birer bitki değil; bir neslin hayatta kalma mücadelesinin, emeğin ve yaşamın ta kendisidir.
Gelelim bugüne… Dünün yas yerini bugün "Aşıklar Yolu" adıyla bir sevgi durağına dönüştürdük. Çiftler en mutlu günlerinde orada fotoğraflar çektiriyor, insanlar huzur buluyor. Buraya kadar her şey çok güzel. Fakat ne acıdır ki, adını sevgiden alan bu yolda, ağaçların gövdelerine bıçaklarla kazınan isimler, kalpler ve yazılar görüyoruz. Aşklarını ebedileştirmek isteyenlerin o devasa gövdelere indirdiği her bıçak darbesi, bu anıt ağaçları "kök kanseri" riskiyle karşı karşıya bırakıyor.
Bir zamanlar çocukların hayatını kurtaran o asil ağaçlar, bugün kendini bilmez bir vandalizmin kurbanı olarak can çekişiyor. Sevgiyi ölümsüzleştirmek, can veren bir tarihi öldürerek olmaz. Muğla Valiliği’nin ve bilim insanlarının bu konuda aldığı koruma kararları ve getireceği ağır cezalar son derece yerindedir; fakat asıl ceza, kendi tarihimize ve doğamıza karşı içimizde taşımamız gereken sorumluluk duygusunun eksikliğidir.
Gökova’dan her geçtiğinizde, o göğe uzanan okaliptüslerin gölgesinde durun ve düşünün: Onlar sadece ağaç değil; bir babanın kurtarılan çocukları, bir coğrafyanın hayata tutunuş öyküsüdür. Lütfen o gövdelere sevginizi kazımayın; o ağaçların hikâyesini kalbinize kazıyın ki, geleceğe de gölge vermeye devam edebilsinler.
© 2026 Muhittin Yalçınkaya. Burada yer alan tüm içerikler Muhittin Yalçınkaya'ya aittir; izinsiz kopyalanamaz, çoğaltılamaz ve paylaşılamaz.

Yorumlar
Yorum Gönder