LOUVRE: SANATIN TAPINAĞI MI, İMPARATORLUK GANİMETLERİNİN HAFIZASI MI? Paris’in kalbinde yükselen Louvre Museum, bugün yalnızca bir müze değildir; insanlık hafızasının taş, pigment, mermer ve altınla yazılmış devasa bir arşividir. Her yıl milyonlarca insan bu yapının önündeki cam piramidin altında buluşur. Kimileri Mona Lisa için gelir, kimileri Venus de Milo için, kimileri ise tarihin en büyük kültürel birikimlerinden birini yerinde görmek için. Ancak Louvre’a yalnızca “dünyanın en büyük sanat müzesi” demek eksik kalır. Çünkü bu yapı, aynı zamanda Avrupa monarşisinin, Fransız Devrimi’nin, emperyal yayılmanın ve kültürel güç mücadelesinin somutlaşmış hâlidir. Louvre’un hikâyesi 1190 yılında başlar. Fransa Kralı Philip II of France, Paris’i dış saldırılardan korumak amacıyla burada bir savunma kalesi inşa ettirdi. O dönemde yapı estetik bir saray değil, askeri bir tahkimattı. Bugün müzenin alt katlarında bu ortaçağ kalesinin kalıntıları hâlâ görülebilir. Yüzyıllar boyunca kale geni...