ALTI BİN YIL ÖNCESİNDEN BİR KADIN BEDENİ: BERNASHIVKA II’NİN TRİPİLYA FİGÜRÜ
ALTI BİN YIL ÖNCESİNDEN BİR KADIN BEDENİ: BERNASHIVKA II’NİN TRİPİLYA FİGÜRÜ
Bugün Ukrayna’nın Cherkasy bölgesindeki Legedzine köyünde, Devlet Tarih ve Kültür Rezervi “Trypillian Culture” bünyesinde korunan küçük bir kil figür, yaklaşık altı bin yıl önce yaşamış insanların insan bedeni, gebelik, doğurganlık ve yaşamın devamlılığı üzerine düşüncelerine açılan son derece önemli bir arkeolojik penceredir. Halk arasında “Tripillian Pregnant Venus” veya “Hamile Venüs” adıyla tanınan bu eser, modern anlamda bir Venüs heykeli değildir. “Venüs” adı, tarihöncesi kadın figürlerini modern sanat tarihi terminolojisiyle tanımlamak için sonradan verilmiş bir isimdir. Figürün özgün toplumsal veya dinsel adını ise bilmiyoruz.
Eser, Cucuteni-Trypillia kültür çevresine ait antropomorfik seramik plastik içinde değerlendirilir. Bu kültür, günümüz Romanya, Moldova ve Ukrayna topraklarının geniş bir bölümüne yayılan ve yaklaşık iki bin yılı aşkın bir zaman diliminde farklı bölgesel ve kronolojik evreler geçiren büyük bir arkeolojik gelenektir. Dolayısıyla “Cucuteni-Trypillia kültürü 5000–3000 BCE arasında yaşadı” demek genel bir çerçeve olarak kullanılabilir; fakat belirli bir figürü doğrudan bu iki tarih arasına yerleştirmek doğru bir tarihlendirme yöntemi değildir. Güncel kronolojik çalışmalar Cucuteni-Trypillia gelişimini çok daha ayrıntılı evrelere ayırmaktadır.
Görseldeki figür özellikle dikkat çekicidir. Gövde, insan bedeninin doğal oranlarını bütünüyle takip etmek yerine seçilmiş anatomik özellikleri vurgulayan stilize bir anlayışla biçimlendirilmiştir. Küçük yuvarlak göğüsler, belirgin biçimde öne çıkan karın, dar gövde, genişleyen kalça bölgesi ve üçgen biçimde işaretlenen pubik alan figürün kadın bedeni olarak algılanmasını sağlayan başlıca unsurlardır. Fakat burada önemli bir ayrım yapmak gerekir: Bir figürde kadın anatomisinin vurgulanması, onun mutlaka bir “tanrıça” olduğunu kanıtlamaz.
Cucuteni-Trypillia figürineleri konusunda uzun süre hâkim olan yaklaşım, kadın imgelerini doğrudan “Büyük Ana”, “Ana Tanrıça” veya doğurganlık tanrıçası olarak yorumlamaktı. Bu görüş özellikle 20. yüzyılın ikinci yarısında etkili olmuş ve Avrupa tarihöncesinde kadın figürlerini doğurganlık merkezli bir dinsel sistem içerisinde açıklayan geniş bir yorum geleneği oluşturmuştur. Ancak çağdaş arkeoloji, bu tür yorumların her figüre otomatik biçimde uygulanmasına daha ihtiyatlı yaklaşmaktadır.
Bu ihtiyat son derece önemlidir. Çünkü arkeologların elinde bu figürlerin hangi isimle çağrıldığına, hangi tanrıya ait olduğuna veya belirli bir dinsel tören sırasında nasıl kullanıldığına ilişkin yazılı belgeler bulunmamaktadır. Cucuteni-Trypillia toplulukları bize yazılı bir teoloji bırakmadı. Bugün yaptığımız şey, maddi kalıntılar üzerinden olası anlamları yeniden kurmaya çalışmaktır.
Bu nedenle “tanrıça” sözcüğü kullanılacaksa bunun bir yorum olduğu açıkça belirtilmelidir. “Kadın antropomorfik figürin”, “hamile kadın figürü” veya “hamilelik özellikleri gösteren antropomorfik heykelcik” gibi ifadeler arkeolojik açıdan daha güvenlidir.
Figürün bulunduğu bağlam da bu tartışmayı daha ilginç hale getirir. Legedzine’deki rezervin yayımladığı ve rezerv yöneticisi Vladyslav Chabaniuk’un aktardığı bilgilere göre söz konusu eser Bernashivka II yerleşimiyle ilişkilendirilmektedir. Bernashivka, Dinyester çevresinde, günümüz Ukrayna’sının Vinnytsia bölgesinde yer alan önemli erken Tripillia merkezlerinden biridir. 2009 yılında bölgede yeniden başlayan arkeolojik araştırmalar, yerleşmenin Tripillia kültürünün erken evreleri açısından önemini ortaya koymuştur.
Bu nokta, verilen ilk bilginin önemli bir düzeltmesidir. Figürü yalnızca “Ukrayna’da bulunan bir Cucuteni-Trypillia eseri” diye tanımlamak eksik kalır. Eserin Bernashivka II ile bağlantısı, onun arkeolojik ve kronolojik bağlamını çok daha belirgin hale getirir.
Rezervdeki açıklamalara göre figür, Tripillia sanatının daha ileri evrelerinde görülen büyük ve dikey antropomorfik figür tipinin özelliklerini taşır. Kolların yerini alan çıkıntılarda ve vücudun bazı bölgelerinde delikler bulunması da dikkat çekicidir. Bu deliklerin kullanım amacı kesin olarak bilinmemektedir. Bağlama, süsleme veya ritüel kullanım ile ilgili çeşitli olasılıklar düşünülebilir; fakat bunlardan herhangi birini kesin gerçek olarak ilan etmek mümkün değildir.
Figürün en dikkat çekici özelliği ise kuşkusuz karnıdır.
Karın bölgesi belirgin biçimde öne çıkarılmıştır ve bu nedenle figür uzun zamandır “hamile kadın” olarak yorumlanmaktadır. Bu yorum, yalnızca modern izleyicinin bedensel algısına dayanmamaktadır. Tripillia plastik sanatında gebeliği açık biçimde vurgulayan başka örneklerin de bulunması, bu figürdeki karın biçiminin bilinçli bir anatomik anlatım olabileceğini düşündürmektedir. Dan Monah’ın kapsamlı çalışmaları, Cucuteni-Tripolye antropomorfik figürlerinin beden, cinsiyet, gebelik, giysi, süsleme ve dinsel temalar bakımından son derece çeşitli olduğunu göstermektedir.
Burada bir başka ayrıntı daha önem kazanır: kırmızı renk.
Figürün göğüs, karın ve pubik bölgelerinde kırmızımsı aşı boyasının kullanıldığı aktarılmaktadır. Bu üç bölgenin aynı bedensel kompozisyon içerisinde öne çıkarılması, figürün kadınlık ve üreme kapasitesiyle bağlantılı bir sembolik anlam taşıyabileceği düşüncesini güçlendirebilir. Fakat renk kullanımının tam anlamını bilmiyoruz. Kırmızı renk yaşam, kan, doğurganlık veya başka bir sembolik kategoriyle ilişkili olmuş olabilir; ancak yazılı açıklama bulunmadığından bunlardan herhangi birini kesin anlam olarak kabul etmek doğru değildir.
Pubik üçgenin incised yani kazıma tekniğiyle belirtilmesi de aynı şekilde önemlidir. Cucuteni-Trypillia figürinelerinde pubik bölgenin üçgen, çizgi veya çeşitli geometrik işaretlerle vurgulandığı örnekler bilinmektedir. Dan Monah'ın incelemelerinde pubik üçgenin kimi figürlerde oluklarla, çizgilerle, boya ile veya başka işaretleme teknikleriyle gösterildiği görülmektedir. Bu nedenle görseldeki pubik üçgen, Tripillia antropomorfik plastik geleneği açısından olağandışı değil; aksine kadın bedeninin belirli bir bölümünü görsel olarak öne çıkaran bilinen bir uygulamanın örneğidir.
Fakat bu figürü diğerlerinden ayıran çok daha sıra dışı bir özellik vardır.
Figürün içi boştur.
İçerisinde dokuz küçük pişmiş kil küresinin bulunduğu, yapılan görüntüleme çalışmalarıyla belirlenmiştir. Figür sallandığında bu küçük parçalar hareket ederek ses çıkarır. Böylece yaklaşık altı bin yıl önce yapılmış bir nesnenin yalnızca görsel değil, işitsel bir boyut da taşıdığı anlaşılmaktadır. Bu durum eserin kullanım biçimi konusunda son derece ilginç sorular ortaya çıkarır.
Dokuz küre ise modern yorumların en ilgi çekici bölümüdür. Bazı anlatımlarda bunların gebeliğin dokuz ayını simgelediği ileri sürülmektedir. Ancak burada bilimsel sınırı korumak gerekir. Kürelerin sayısının dokuz olması gerçekten bilinçli bir sembolik seçim olabilir; fakat arkeolojik kanıt, “dokuz küre kesin olarak dokuz aylık gebeliği temsil eder” sonucunu vermemektedir. Bu, güçlü ve güzel bir hipotezdir; fakat henüz kanıtlanmış bir gerçek değildir.
Bu küçük ayrıntı aslında tarihöncesi arkeolojinin temel sorunlarından birini ortaya koyar: Maddi nesne elimizde kalır, fakat onun anlamı çoğu zaman kaybolur.
Bugün elimizde kil vardır; fakat onu yapan insanın zihnindeki anlamı doğrudan okuyamayız.
Bu yüzden “tanrıça” kelimesi dikkatli kullanılmalıdır. Bazı araştırmacılar Cucuteni-Trypillia kadın figürlerini dinsel ve doğurganlık bağlamında yorumlamış, bazıları onları Büyük Tanrıça geleneği içerisinde değerlendirmiştir. Nataliia Burdo’nun çalışmaları da kadın imgeleri ile ay, doğurganlık ve sembolik sistemler arasındaki ilişkileri tartışmaktadır. Buna karşılık Emma Watson ve Bisserka Gaydarska gibi araştırmacılar, figürlerin otomatik biçimde tanrıça veya doğurganlık nesnesi olarak yorumlanmasına itiraz ederek kullanım, eylem ve nesnenin toplumsal bağlamına daha fazla dikkat çekilmesi gerektiğini savunmuştur.
Dolayısıyla bu figüre “tanrıça” demek bütünüyle temelsiz değildir; fakat kesinleşmiş bir kimlik tanımlaması da değildir.
Belki de en doğru ifade şudur: Bu, hamileliği veya kadın bedeninin üretkenliğini güçlü biçimde vurgulayan, muhtemelen ritüel ya da sembolik bir kullanım alanına sahip olmuş antropomorfik bir Tripillia figürüdür. Bunun bir tanrıçayı, belirli bir kadını, toplumsal bir kimliği, doğurganlık düşüncesini veya başka bir kavramı temsil edip etmediğini kesin olarak bilmiyoruz.
Bu belirsizlik eserin değerini azaltmaz.
Tam tersine, onu daha önemli hale getirir.
Çünkü yaklaşık altı bin yıl önce yaşamış insanların dünyasında beden ile doğa arasındaki ilişkinin ne kadar güçlü olduğunu gösteren maddi bir belgeyle karşı karşıyayız. İnsan bedeni, toprağın üretkenliği, gebelik, doğum, beslenme ve topluluğun devamı aynı sembolik dünyanın parçaları olmuş olabilir.
Cucuteni-Trypillia topluluklarının tarıma dayalı yaşamında toprağın verimliliği hayati bir meseleydi. Tohum toprağa bırakılıyor, bitki büyüyor, ürün hasat ediliyor ve yeni yaşam döngüsü başlıyordu. Kadının hamileliği de benzer biçimde yeni bir hayatın oluşumunu temsil ediyordu. Bu iki sürecin zihinsel dünyada birbirine bağlanmış olması mümkündür. Fakat burada da arkeologun görevi kesin bir mitoloji icat etmek değil, maddi kanıtın izin verdiği ölçüde olasılıkları tartışmaktır.
Cucuteni-Trypillia figürinelerinin önemi tam da burada ortaya çıkar. Bunlar yalnızca “ilkel sanat” örnekleri değildir. Bedenin nasıl seçildiğini, hangi bölümlerinin vurgulandığını, hangi işaretlerin kullanıldığını ve nesnelerin hangi bağlamlarda üretildiğini incelemek, bu toplulukların dünyayı nasıl kavramsallaştırmış olabileceğine ilişkin önemli ipuçları verir.
John Chapman ve Bisserka Gaydarska'nın çalışmaları, evler, seramikler ve figürinler arasındaki uzun süreli kültürel devamlılığa dikkat çeker. Bu yaklaşım, tek bir figürü bağımsız bir “tanrıça heykeli” olarak görmek yerine, onu binlerce kilometrekarelik geniş bir kültürel ağ içinde değerlendirmemizi sağlar.
Bugün müzede sessizce duran bu küçük beden, aslında tarihöncesinin en büyük sorularından birini önümüze koymaktadır: İnsan, kendi bedenini ne zaman yalnızca biyolojik bir gerçeklik olmaktan çıkarıp anlamların taşıyıcısı haline getirdi?
Bu sorunun kesin cevabını bilmiyoruz.
Fakat Bernashivka II figürü, yaklaşık altı bin yıl önce bir insan bedeninin kil içine işlenirken rastgele biçimlendirilmediğini açıkça gösteriyor. Göğüs, karın, pubik alan, renk, delikler ve figürün içindeki ses çıkaran küçük küreler birlikte düşünüldüğünde, karşımızda yalnızca bir heykelcik değil, belirli bir düşünce dünyasının maddi izi bulunmaktadır.
Bu nedenle onu “6.000 yıllık bir tanrıça” diye sunmak yerine, “yaklaşık 6.000 yıllık, hamilelik ve kadın bedeni vurgulu Tripillia antropomorfik figürü” olarak tanımlamak akademik açıdan daha sağlamdır.
Ve belki de bu küçük fark çok önemlidir.
Çünkü arkeoloji, geçmişi büyüleyici hale getirmek için ona bilmediğimiz isimleri vermek değil; bildiklerimizle bilmediklerimizi birbirinden ayırarak geçmişin gerçek ağırlığını ortaya çıkarmaktır.
EDİTÖRÜN NOTU
Bu makalede kullanılan görsel, dijital olarak düzenlenmiş/kompoze edilmiş bir görseldir ve özgün müze fotoğrafı olarak değerlendirilmemelidir. Görseldeki eserin biçimsel özellikleri, kamuya açık kaynaklarda yayımlanan Tripillia “Hamile Venüs” fotoğraflarıyla karşılaştırılmıştır. Eserin Bernashivka II ile bağlantısı, Legedzine’deki Devlet Tarih ve Kültür Rezervi hakkında yayımlanan bilgiler ve rezerv yöneticisi Vladyslav Chabaniuk’un açıklamalarıyla desteklenmektedir.
KAYNAKLAR
1- Monah, Dan. Anthropomorphic Representations in the Cucuteni-Tripolye Culture. Oxford: Archaeopress, 2016.
2- Chapman, John; Gaydarska, Bisserka. “The Cucuteni–Trypillia ‘Big Other’ – Reflections on the Making of Millennial Cultural Traditions.” İçinde Between History and Archaeology: Papers in Honour of Jacek Lech. Oxford: Archaeopress, 2018, s. 267–277.
3- Burdo, Nataliia. “Goddesses and the Moon: Images and Symbols of Cucuteni–Trypillia.” Archaeologia Lituana, Cilt 23, Vilnius: Vilnius University Press, 2022, s. 53–78.
4- Mihu-Pintilie, Alexandra; Gherghel, Ionuț. “Eco-Cultural Niche Breadth and Overlap Within the Cucuteni–Trypillia Culture Groups During the Eneolithic.” Frontiers in Earth Science, Cilt 10, 2022.
5- Watson, Emma; Gaydarska, Bisserka. “Little Cucuteni Pots of Hope: A Challenge to the Divine Nature of Figurines.” Studii de Preistorie, Sayı 11, 2014, s. 115–124.
6- Chernovol, D. K.; Pchkur, E. V.; Diachenko, O. V.; Korvin-Piotrovskii, O. G.; Kirilenko, O. S. Report of the Dniester Complex Expedition on the Territory of Mohyliv-Podilskyi District at the Bernashivka I and Bernashivka II Trypillian Settlements, 2009. Kyiv: Scientific Archive of the Institute of Archaeology, National Academy of Sciences of Ukraine, 2009.
7- ДІКЗ “Трипільська культура”. Online Database of Trypillian Culture Artifacts. Legedzine, Cherkasy Region, Ukraine. Müze ve rezerv koleksiyonu.
8- Черняк, В.; Відейко, М.; Черняков, І.; Юхновський, І.; Заєць, І.; Мовчан, П.; Бойко, І. Трипільська цивілізація у спадщині України. Kyiv: ilgili bilimsel ve kültürel yayın kurumu, 2003.
SEO META AÇIKLAMASI
Yaklaşık 6 bin yıllık Tripillia kadın figürü: Bernashivka II, gebelik sembolizmi, kırmızı aşı boyası ve “tanrıça” yorumunun akademik denetimi.
ALTERNATİF BAŞLIKLAR
BERNASHIVKA II’NİN 6 BİN YILLIK HAMİLE KADIN FİGÜRÜ: TANRIÇA MI, RİTÜEL NESNE Mİ?
TRİPİLYA’NIN “HAMİLE VENÜSÜ”: KİLDE KORUNAN 6 BİN YILLIK KADIN BEDENİ
SEO ETİKETLERİ
Cucuteni-Trypillia, Tripillia, Bernashivka II, Hamile Venüs, Tripillia figürinleri, kadın figürü, tarihöncesi sanat, Ukrayna arkeolojisi, Neolitik sanat, Eneolitik, doğurganlık sembolizmi, antropomorfik figürin, arkeoloji, tarihöncesi kadın, Legedzine
✍️ ARAŞTIRMACI / YAZAR: MUHİTTİN YALÇINKAYA
27 Ağustos 2026 @NkayaMuhittin
© 2026 Muhittin Yalçınkaya. Burada yer alan tüm içerikler Muhittin Yalçınkaya'ya aittir; izinsiz kopyalanamaz, çoğaltılamaz ve paylaşılamaz.

Arkeolojinin en büyük erdemi, bilmediğimiz yerlere kesin cevaplar yerleştirmek değil; bilinmeyenin sınırını koruyarak geçmişe yaklaşabilmektir.
YanıtlaSilAltı bin yıl önce yapılmış bir figürün içinden çıkan dokuz küçük kil küresi, geçmiş ile bugün arasındaki en güçlü bağın bazen bir görüntü değil, bir ses olabileceğini hatırlatır.
YanıtlaSilHamile beden, tarihöncesinde yalnızca biyolojik bir gerçeklik değil, yaşamın henüz görünmeyen geleceğinin simgesi olmuş olabilir.
YanıtlaSilİnsan bedenini kilde yeniden kurmak, yalnızca bedeni temsil etmek değildir; insanın yaşam karşısındaki şaşkınlığını maddeye dönüştürmesidir.
YanıtlaSil