ASLANIN CEYLANLA OYNADIĞI OYUN: ANTİK MISIR’IN TERSİNE ÇEVRİLMİŞ DÜNYASI
ASLANIN CEYLANLA OYNADIĞI OYUN: ANTİK MISIR’IN TERSİNE ÇEVRİLMİŞ DÜNYASI
Antik Mısır denildiğinde zihnimizde çoğu zaman firavunların anıtsal mezarları, tanrıların kutsal imgeleri, hiyeroglif yazılar, mumyalar ve sonsuzluk düşüncesi belirir. Mısır sanatının büyük bölümünde düzen, ölçü, simetri ve kutsallık hâkimdir. Firavun tanrılar karşısında idealize edilmiş biçimde durur; tanrılar değişmez ikonografik kurallarla temsil edilir; mezar duvarlarında yaşam, ölümden sonraki düzenin devamlılığını sağlayacak biçimde tasvir edilir.
Fakat aynı uygarlığın sanatçıları bazen bütün bu ciddiyeti bir kenara bırakıp dünyayı baş aşağı çevirebiliyordu.
İşte British Museum’da bulunan ve EA10016,1 envanter numarasıyla kayıtlı küçük bir papirüs parçası, Antik Mısır insanının yalnızca kutsal ve ciddi dünyasını değil, mizah duygusunu, görsel oyun anlayışını ve alışılmış toplumsal rollerin tersine çevrilmesinden doğan ironiyi de gösteren son derece önemli bir örnektir. British Museum eseri yaklaşık MÖ 1250–1150 arasına, yani Ramesside dönemine tarihlendirir ve buluntu yerini Deir el-Medina, Thebes olarak verir. Papirüs boyanmıştır; müze kaydında yüksekliği 13 cm, çerçeve genişliği 59 cm ve derinliği 12 mm olarak belirtilmektedir. Eser 1834 yılında Joseph Sams’tan satın alınmıştır.
British Museum – EA10016,1
Bu nedenle internette zaman zaman “Antik Mısır’da hayvanların insanları taklit ettiği komik bir resim” şeklinde basitleştirilen bu eser, aslında çok daha ciddi bir sanat tarihi problemini karşımıza çıkarır: Antik Mısırlılar neden hayvanları insan gibi davranırken gösteriyordu?
Sorunun cevabı, “Mısırlılar mizahı seviyordu” demekten çok daha karmaşıktır.
Papirüsün merkezindeki en çarpıcı sahnede bir aslan ile ceylan karşılıklı oturur. Normal doğa düzeninde aslan avcı, ceylan ise avdır. Aralarındaki ilişki yaşamla ölüm arasındaki biyolojik bir mücadeledir. Fakat burada doğanın bu temel yasası askıya alınmıştır. Aslan ceylanı kovalamaz, üzerine saldırmaz ve onu parçalamaz. İkisi birlikte bir masa oyunu oynar.
British Museum bu oyunu muhtemelen senet olarak tanımlar. Bu nokta önemlidir; çünkü senet Antik Mısır’ın en eski ve en yaygın masa oyunlarından biridir. Ancak akademik olarak “kesinlikle senet” demek yerine “muhtemelen senet” demek daha doğrudur. British Museum da kendi açıklamasında aynı ihtiyatı gösterir.
Senet tahtalarının otuz kareden oluşan düzeni bilinmektedir ve oyunda taşların ilerlemesini belirlemek için modern anlamdaki zarlar yerine çoğunlukla atış çubukları veya kemik parçaları kullanılmıştır. Dolayısıyla görselde aslanın elindeki küçük nesneyi doğrudan modern anlamda “zar” olarak adlandırmak yerine, oyunda kullanılan bir atış nesnesi olarak değerlendirmek daha güvenlidir. British Museum nesneyi açıklarken bunu hayvan kemiğinden yapılmış bir “dice” olarak tanımlar; ancak senet tarihi açısından “zar” kavramını bugünkü kübik zar anlayışıyla özdeşleştirmemek gerekir.
Buradaki mizah yalnızca bir aslanın oyun oynamasından kaynaklanmaz.
Asıl mizah, doğal düzen ile kültürel düzenin yer değiştirmesinden doğar.
Aslan, gücünü kullanarak ceylanı öldürebilecekken onunla aynı sosyal davranışı paylaşır. Avcı ve av, rakip iki oyuncuya dönüşür. Hayvanlar artık doğanın belirlediği rollerde değildir. İnsanlara ait davranışlar hayvan bedenlerine aktarılmıştır.
Bu, Antik Mısır sanatında önemli bir görsel stratejidir.
Deir el-Medina bu bakımdan özellikle önemlidir. Teb’in batı yakasında, Krallar Vadisi ve Kraliçeler Vadisi’ndeki mezarları yapan işçilerin yaşadığı bu yerleşim, yalnızca mezar sanatının üretildiği bir işçi köyü değildi. Burada çalışan sanatçılar, kraliyet ve seçkin mezarlarının ikonografik dünyasına olağanüstü derecede hâkimdi. Resmî mezar sanatında hangi figürün nasıl duracağını, hangi nesnenin nasıl gösterileceğini, hizmetçilerin, çiftçilerin, hayvanların ve yöneticilerin nasıl temsil edileceğini çok iyi biliyorlardı.
Tam da bu nedenle, onların çizdiği hayvan figürleri sıradan karalamalar olarak görülmemelidir.
Günümüzde araştırmacılar bu görüntüleri açıklarken “satir”, “parodi”, “mizah”, “tersine çevirme” ve “hayvan masalı” gibi farklı kavramları kullanmaktadır. Bu kavramların birbirinin tam karşılığı olmadığını özellikle belirtmek gerekir.
Örneğin “satir” dediğimiz zaman genellikle belirli bir kişiyi, kurumu veya toplumsal davranışı eleştiren mizahi anlatım aklımıza gelir. Oysa bir “parodi”, belirli bir görsel veya kültürel biçimin taklit edilerek dönüştürülmesini ifade edebilir. Dolayısıyla Antik Mısır’daki hayvan-insan sahnelerinin tamamını doğrudan “yönetici sınıfa karşı halkın isyanı” biçiminde yorumlamak akademik açıdan fazla iddialı olur.
Jennifer Miyuki Babcock’un çalışmaları bu konuda önemli bir düzeltme getirir. Babcock, insan davranışları sergileyen hayvanların yalnızca alt sınıfların üst sınıflarla alay etmesini temsil ettiği yönündeki eski yorumların yetersiz olduğunu; bu görüntülerin seçkin sanatının ikonografik biçimlerini parodileştiren görsel yapılar olarak da anlaşılabileceğini vurgular. Deir el-Medina sanatçılarının kendileri de kültürel açıdan seçkin bir zümrenin parçasıydı ve yaptıkları iş, kraliyet mezarlarının görsel dünyasını yakından tanımalarını gerektiriyordu.
Bu ayrım, söz konusu papirüsü anlamak açısından son derece önemlidir.
Çünkü elimizde, sanatçının “Ben burada firavun yönetimini eleştiriyorum” dediğini gösteren herhangi bir yazılı açıklama bulunmamaktadır.
Dolayısıyla eseri modern siyasal karikatür mantığıyla okumak kolaydır ama kesin değildir.
Buna karşılık görsel tersine çevirmenin kendisi tartışmasızdır.
Aslanın ceylanla oyun oynaması, avcının avla aynı sosyal ortamı paylaşması, yırtıcı hayvanların otçul hayvanları gütmesi ve kedinin kaz yavrusunu koruması, doğal dünyanın bilinçli biçimde tersine çevrildiğini gösterir.
Papirüsün diğer bölümünde bu tersine çevrilmiş dünya daha da belirginleşir.
Keçiler ve kazlar, normal şartlarda kendilerinden kaçması gereken yırtıcı hayvanlar tarafından güdülmektedir. Sırtlan, tilki ve yabani kedi gibi yırtıcılar iki ayak üzerinde yürüyerek insan çobanlarının görevlerini üstlenmiştir. Ellerinde çoban sopaları, sırıklar ve çeşitli eşyalar vardır. Bir figür çift flüt benzeri bir müzik aleti taşır; bir başka figür eşyalarını sırığa asılmış bir torbada taşımaktadır.
Burada yalnızca hayvanların insan gibi davranması söz konusu değildir.
Yırtıcı ile av arasındaki ilişki de tersine çevrilmiştir.
Bu ayrıntı eserin mizahını çok daha güçlü hâle getirir.
Bir tilkinin keçileri sürmesi, gerçek dünyadaki davranışının tam karşıtıdır. Bir kedinin kaz yavrusunu kucağında taşıması ise daha da çarpıcıdır. Kedi, kaz için doğal bir tehdit olması gerekirken onun koruyucusuna dönüşmüştür.
Antik Mısır sanatındaki bu tür sahneler bu nedenle “hayvanların insanlaşması” şeklinde tek başına açıklanamaz. Burada aynı anda üç farklı düzen birbirine karıştırılmaktadır:
Doğal düzen
Toplumsal düzen
Görsel ve törensel düzen
Hayvan doğal kimliğinden çıkarılır, insan rolüne sokulur ve çoğu zaman insan toplumunun tanıdığı bir mesleği veya davranışı üstlenir.
Bu sahnelerin gücü de buradan gelir.
Bir çobanı görmek normaldir.
Bir tilkinin çoban olması ise komiktir.
Bir müzisyeni görmek normaldir.
Bir yırtıcı hayvanın müzik aleti çalması ise düzeni tersine çevirir.
Bir insanın masa oyunu oynaması sıradan bir günlük davranıştır.
Bir aslanın ceylanla masa oyunu oynaması ise bütün doğal hiyerarşiyi bir anda değiştirir.
Bu yüzden papirüs, yalnızca “komik hayvan resimleri” değildir.
Bir anlamda dünyanın nasıl işlediğini göstermek için dünyanın nasıl işlememesi gerektiğini gösteren bir görsel deneydir.
Burada Antik Mısır düşüncesinin daha geniş bir kavramıyla da karşılaşırız: düzen ve düzensizlik arasındaki gerilim.
Mısır kozmolojisinde maat, evrensel düzenin, doğruluğun ve dengeli işleyişin temel kavramlarından biridir. Buna karşılık düzensizlik ve kaos, kozmik düzenin karşıtıdır. Ancak bu papirüsün doğrudan “maat öğretisini anlatmak amacıyla yapılmış” olduğunu söylemek doğru değildir. Böyle bir bağlantıyı kanıtlayacak doğrudan bir yazılı ifade bulunmamaktadır.
Yine de eserin estetik mantığı, düzenin tersine çevrilmesinden doğmaktadır.
Aslanın ceylanı yememesi, tilkinin keçiyi avlamaması ve kedinin kaz yavrusunu öldürmemesi, gerçek dünyadaki ilişkilerin bilinçli biçimde askıya alınmasıdır.
Bu nedenle eseri “kaosun resmi” olarak değil, düzenin tersine çevrilmesinden yararlanan mizahi bir görsel kompozisyon olarak görmek daha isabetlidir.
Papirüsün en tartışmalı bölümü ise aslan ile ceylan arasındaki oyun sahnesinin devamında yer alan erotik görüntüdür.
British Museum açıklamasına göre papirüsün hasarlı bölümünde yatakta sırtüstü yatan bir dişi hayvan görülür ve bunun oyun sahnesindeki ceylan olması muhtemeldir. Üzerine doğru yönelen aslanın yüzündeki ifade de önceki sahnedeki zafer duygusuyla ilişkilendirilir.
Burada önemli bir akademik ayrım yapmak gerekir.
Müze açıklaması bile bu bağlantıyı mutlak bir gerçek olarak değil, hasarlı bölüm nedeniyle bir yorum olarak sunmaktadır. Dolayısıyla “aslan oyunu kazandı ve ödül olarak ceylanla cinsel ilişkiye girdi” şeklindeki kesin cümle, modern anlatıların çoğunda görülen aşırı kesinleştirmedir.
Daha doğru ifade şudur:
Papirüsün hasarlı erotik sahnesi, önceki oyun sahnesindeki aslan ve ceylanla ilişkilendirilmektedir; ancak papirüsün zarar görmüş olması nedeniyle bu bağlantı kesin olarak kanıtlanmış değildir.
Bu küçük fark, arkeolojik yazının güvenilirliği açısından büyük önem taşır.
Çünkü antik bir eserde görülen şeyi açıklamak başka, görülen şeyin niyetini kesin olarak bilmek başkadır.
Burada araştırmacının görevi boşlukları hayal gücüyle doldurmak değil, kanıt ile yorum arasındaki sınırı korumaktır.
Üstelik bu sahnenin erotik karakteri, papirüsün mizahını daha karmaşık hâle getirir. Aslanın ceylan üzerindeki biyolojik üstünlüğü önce oyun masasında sosyal bir ilişkiye dönüştürülür; daha sonra erotik sahnede yeniden güç ilişkisine dönüşür. Böylece oyun masasında geçici olarak eşitlenen avcı ve av, başka bir bağlamda yeniden farklı bir hiyerarşinin içine yerleştirilmiş görünür.
Fakat burada da modern ahlak ölçülerimizi doğrudan Antik Mısır’a taşımamak gerekir.
Sahnenin amacı konusunda kesin bir metinsel açıklamamız yoktur.
Bu nedenle “tecavüz metaforu”, “kadınlara yönelik toplumsal eleştiri” veya “erkek egemenliğinin karikatürü” gibi modern kavramları doğrudan eserin anlamıymış gibi sunmak doğru olmaz.
Bununla birlikte görüntünün güç ilişkileri bakımından okunamayacağını söylemek de mümkün değildir.
Aslanın bedensel gücü ile ceylanın savunmasızlığı, görsel kompozisyonun temel gerilimlerinden biridir.
Eserin komik tarafı ile rahatsız edici tarafı aynı noktada buluşur.
Mizah bazen yalnızca güldürmez.
Bazen insanı kendi davranışlarına bakmaya zorlar.
İşte bu nedenle Deir el-Medina’nın hayvanlı sahneleri, modern karikatürle şaşırtıcı bir akrabalık taşır. Karikatürün temel araçlarından biri, tanıdık bir davranışı tanınmayacak kadar dönüştürmektir. Bir kralı sıradan bir insan gibi göstermek, bir bürokratı hayvan biçiminde çizmek veya güçlü olanı zayıf olanın rolüne sokmak, izleyicide önce tanıma sonra da yabancılaşma etkisi yaratır.
Antik Mısır sanatçısı da benzer bir görsel mekanizma kullanmıştır.
Fakat aradaki tarihsel mesafe nedeniyle “Antik Mısır karikatür sanatının mucididir” demek elbette doğru değildir.
Bunun yerine, insan davranışlarının hayvanlar üzerinden mizahi biçimde yeniden kurulmasının Antik Mısır’da güçlü ve bilinçli bir görsel gelenek oluşturduğunu söylemek daha sağlıklıdır.
Deir el-Medina bu geleneğin anlaşılması açısından benzersiz bir ortam sunar.
Çünkü burada çalışan sanatçılar resmî sanatın disiplinini çok iyi biliyorlardı.
Kraliyet mezarlarında çalışırken bedenlerin oranlarını, figürlerin duruşlarını, kıyafetleri, ritüelleri ve sembolik nesneleri belirli kurallara göre çiziyorlardı. Fakat ostraka ve papirüs gibi daha küçük ve daha özgür yüzeylerde aynı sanatçının çok farklı bir görsel dil geliştirdiğini görüyoruz.
Bu nedenle bu eserleri “çocukça çizimler” veya “amatör karalamalar” olarak değerlendirmek büyük bir hata olur.
Aksine, hayvanların insan hareketlerini taklit etmesindeki ustalık, sanatçının insan bedenini ve hayvan anatomisini çok iyi bildiğini gösterir.
Araştırmacıların dikkat çektiği önemli noktalardan biri de budur. Deir el-Medina’daki antropomorfik hayvan görüntüleri, sanatçıların resmî sanatın ikonografisini iyi bilmeleri sayesinde çalışır. Çünkü izleyici önce normal sahneyi tanımalıdır ki onun tersine çevrilmiş hâlini komik bulabilsin.
Bu açıdan bakıldığında aslan ile ceylanın oyun oynaması yalnızca hayvanların insan taklidi değildir.
İnsan kültürünün hayvan bedenine taşınmasıdır.
Çobanlık insanlara özgüdür.
Masa oyunu insan kültürünün bir parçasıdır.
Müzik insan kültürünün parçasıdır.
Eşyalarını taşıyan yolcu, çoban veya işçi insan toplumunun tanıdığı bir figürdür.
Bütün bunların hayvanlara verilmesiyle sanatçı, izleyicinin zihninde iki görüntüyü aynı anda çalıştırır:
Normal olan.
Ve onun imkânsız karşılığı.
Mizah tam da bu iki görüntünün arasındaki mesafeden doğar.
Papirüsün bir başka önemli özelliği, yazılı açıklama olmadan anlam üretebilmesidir. Bu durum Mısır görsel kültürünü anlamak açısından da önemlidir. Araştırmalar, bu tür hayvan sahnelerinin çoğunun metinsiz olduğunu ve görüntülerin nasıl “okunduğu” konusunda kesin bilgi bulunmadığını ortaya koymaktadır. British Museum’un başka bir Ramesside hayvanlı papirüsü için yaptığı küratoryal değerlendirmede de benzer sahnelerin birbirini izleyen olaylardan oluşan bir anlatı olmayabileceği ve görsel parodinin kendi başına işlev görebileceği belirtilmektedir. �
British Museum
Bu nedenle elimizdeki papirüsü modern bir çizgi roman gibi okumak da doğru değildir.
Soldan sağa ilerleyen bir “hikâye” varmış gibi düşünmek cazip olabilir. Aslan oyunu oynar, kazanır ve sonra ceylanla birlikte yatağa gider şeklinde bir anlatı kurulabilir. Nitekim görüntülerin yan yana gelmesi böyle bir okuma ihtimalini destekler.
Fakat antik sanat eserlerinin her zaman modern anlatı mantığıyla oluşturulmadığını unutmamak gerekir.
Sahneler birbirini açıklamak yerine aynı mizahi dünyanın farklı örneklerini yan yana getirmiş olabilir.
Bu durumda papirüsün amacı bir hikâye anlatmaktan çok bir tersine çevrilmiş dünya kurmaktır.
Bu dünya içinde hiçbir şey olması gerektiği gibi değildir.
Aslan avlanmaz.
Tilki avladığı hayvanları güder.
Kedi kaz yavrusunu taşır.
Yırtıcı hayvanlar müzik yapar.
Hayvanlar insan gibi yürür.
Hayvanlar insan gibi oyun oynar.
İnsan dünyasının meslekleri hayvanların üzerine geçirilir.
Bu durum, Antik Mısır’ın gündelik hayatına dair de değerli ipuçları verir.
Çünkü bir sanatçı bir hayvanı çoban olarak gösterebiliyorsa, izleyicisinin çobanın ne yaptığını bilmesini bekliyor demektir. Çoban sopası, yük taşıma biçimi, sürü yönetimi, müzik aleti, oyun tahtası ve oturma düzeni gibi ayrıntılar dönemin görsel hafızasının parçalarıdır.
Dolayısıyla mizah, gündelik yaşam bilgisinin üzerine kuruludur.
İnsan ne kadar tanıdıksa hayvanın yaptığı o kadar komiktir.
Burada ayrıca sanatçının toplumsal çevresini de düşünmek gerekir.
Deir el-Medina işçileri, Mısır’ın en önemli mezarlarının dekorasyonunu yapan uzman zanaatkârlardı. Bu nedenle onları yalnızca “işçi sınıfı” şeklinde modern bir sınıf kategorisine yerleştirmek yanıltıcı olabilir. Kendi mezarlarına sahip olmaları, okuryazarlık düzeyleri, dinsel ve sanatsal bilgi birikimleri ve devlet tarafından istihdam edilmeleri onları sıradan köylülerden ayırıyordu.
Bu nedenle hayvanlı sahneleri otomatik olarak “ezilen halkın yöneticilere karşı isyanı” biçiminde yorumlamak doğru değildir.
Elbette sosyal eleştiri ihtimali tamamen dışlanamaz.
Fakat elimizdeki kanıt, daha geniş bir olasılıklar alanına işaret etmektedir.
Bu görüntüler:
Mizah olabilir.
Parodi olabilir.
Görsel oyun olabilir.
Mesleklerin ve toplumsal rollerin tersine çevrilmesi olabilir.
Seçkin sanatının ikonografisine gönderme olabilir.
Bazı durumlarda sosyal eleştiri içerebilir.
Fakat bunların hangisinin her sahnede ne ölçüde baskın olduğunu kesin olarak söylemek mümkün değildir.
Modern araştırmanın daha temkinli yaklaşımı da budur. 2021 yılında yayımlanan kapsamlı bir çalışma, bu tür hayvanlı görüntülerde “mizah”, “satir” ve “parodi” kavramlarının birbirinden ayrılması gerektiğini vurgulamakta ve bütün örneklerin doğrudan toplumsal eleştiri olarak okunamayacağını belirtmektedir.
Bu yaklaşım, eserin değerini azaltmaz.
Tam tersine artırır.
Çünkü artık papirüsü yalnızca “Antik Mısır’da komik resim” olarak değil, görsel anlamın nasıl üretildiğini gösteren bir belge olarak okuyabiliriz.
Bir başka önemli nokta da papirüsün kendisidir.
Papirüs Antik Mısır’da yalnızca kutsal metinlerin veya resmî belgelerin üzerine yazı yazılan bir malzeme değildi. Çeşitli kullanım alanları vardı ve sanatçıların daha özgür çizimler üretmesine de imkân sağlıyordu. Deir el-Medina’dan gelen ostraka ve papirüsler, günlük yaşamın ve sanatçıların yaratıcı dünyasının anlaşılması bakımından olağanüstü önemlidir.
Bu nedenle küçük bir papirüs parçası, büyük mezar resimlerinden farklı bir Antik Mısır gösterir.
Firavunun olmadığı bir Mısır.
Tahtın olmadığı bir Mısır.
Tanrıların merkezde olmadığı bir Mısır.
Burada sahnenin merkezinde bir aslan vardır.
Ama bu aslan da kral değildir.
Bir oyun oyuncusudur.
Düşmanını yemek yerine onunla aynı masaya oturur.
İşte belki de eserin en çarpıcı tarafı budur.
Antik Mısır sanatının bize öğrettiği düzenin içinde, düzeni tersine çevirebilen bir hayal gücü de vardır.
Bu nedenle “Mısırlılar çok ciddi insanlardı” şeklindeki eski klişe, bu papirüs karşısında ayakta kalamaz.
Mısırlılar ölüm hakkında düşündüler.
Sonsuzluk hakkında düşündüler.
Tanrılar, krallar ve kozmik düzen hakkında düşündüler.
Ama aynı zamanda bir aslanı ceylanla oyun oynatacak kadar güçlü bir mizah anlayışına da sahiptiler.
Üstelik bu mizah, kaba bir karalamadan ibaret değildir.
Sanatçının hayvanların karakteristik özelliklerini koruyarak onları insan davranışları içinde göstermesi, son derece bilinçli bir görsel kurgu yaratır.
Aslan hâlâ aslandır.
Ceylan hâlâ ceylandır.
Tilki hâlâ tilkidir.
Kedi hâlâ kedidir.
Fakat davranışları değişmiştir.
İşte sanatçı tam olarak bu çelişkiden yararlanır.
Hayvanın bedenini tanırız.
Davranışını tanımayız.
Mizah burada ortaya çıkar.
Bu nedenle papirüsü yalnızca “hayvanların insanlaştırılması” olarak tanımlamak eksik kalır. Daha doğru ifade, hayvanların insan davranışlarının taşıyıcısı hâline getirilmesi ve bunun doğal/toplumsal düzeni tersine çeviren mizahi bir kompozisyon içinde kullanılmasıdır.
Papirüsün British Museum’daki envanter numarasının EA10016,1 olması da önemlidir. Çünkü aynı numara grubunda EA10016,2 olarak kayıtlı başka bir Ramesside papirüs parçası daha bulunmaktadır. EA10016,2’de de hayvanların insan davranışları sergilediği sahneler görülür; British Museum bu ikinci parçayı da Deir el-Medina ile ilişkilendirir. Ancak iki parçayı tek bir kesintisiz sahnenin parçalarıymış gibi birleştirmek için yeterli kanıt bulunmadığından, burada ele aldığımız eserin kendi müze kaydı olan EA10016,1 üzerinden konuşmak gerekir.
Bu ayrıntı, internetteki görsel paylaşımlar açısından özellikle önemlidir.
Çünkü aynı sanat geleneğine ait farklı papirüsler zaman zaman tek bir eser gibi sunulabiliyor.
Oysa arkeolojik nesnelerde envanter numarası, provenans, ölçüler ve konservasyon kayıtları eserin kimliğinin temel parçalarıdır.
British Museum kaydına göre EA10016,1 bugün sergilenmemektedir. Papirüsün durumunda kırılmalar, kayıplar, ağarma ve pigment kayıpları bulunduğu, 2010 yılında konservasyon işlemi gördüğü de kayıtlıdır.
Bu da bizim görüntüde gördüğümüz papirüsün neden bazı bölümlerinde silik veya eksik göründüğünü anlamamızı sağlar.
Yaklaşık üç bin yıldan fazla zaman geçmiş olmasına rağmen, birkaç santimetrelik bir yüzey üzerinde bir sanatçının mizah anlayışının hâlâ okunabiliyor olması başlı başına olağanüstü bir durumdur.
Daha da önemlisi, bu küçük eser Antik Mısır insanını yalnızca kutsal dünyanın insanı olmaktan çıkarır.
Onu gülen, alay eden, rollerle oynayan, hayvanların davranışlarını tersine çeviren ve bildiği dünyayı bilinçli olarak saçma hâle getiren bir insan olarak karşımıza çıkarır.
Belki de bu yüzden aslan ile ceylan arasındaki masa oyunu, bugün bize üç bin yıl öncesinden çok daha yakın görünür.
Çünkü insan değişti.
Devletler değişti.
Tanrılar değişti.
Diller değişti.
Ama insanın dünyayı tersine çevirerek ona bakma yeteneği değişmedi.
Bugün bir karikatürist güçlü olanı küçültür, zayıf olanı büyütür, kralı sıradanlaştırır veya sıradan insanı kral gibi gösterir.
Deir el-Medina sanatçısı ise bunun için insan yüzü yerine hayvan yüzünü kullanıyordu.
Aslanı ceylanın karşısına oturtuyor ve doğanın en temel ilişkisini bir masa oyununun kuralları içine hapsediyordu.
Belki de bu görüntünün en güçlü yanı burada yatıyor:
Güç, her zaman gücünü kullanmaz.
Bazen oyuna oturur.
Ama oyun bittiğinde güç ilişkisi yeniden ortaya çıkabilir.
Bu nedenle papirüs yalnızca eğlenceli değildir.
İnsanın güç, rol, düzen ve davranış arasındaki ilişkileri nasıl düşündüğüne dair küçük ama son derece yoğun bir görsel metindir.
Yine de son sözümüz ihtiyatlı olmalıdır.
Bu papirüsü “Antik Mısır’ın politik karikatürü” olarak kesin biçimde tanımlamak kadar, yalnızca “çocukça bir hayvan masalı” olarak görmek de hatalıdır.
İki uç arasında daha sağlam bir tarihsel konum vardır:
Bu, Ramesside döneminde Deir el-Medina çevresiyle ilişkilendirilen, hayvanların insan faaliyetlerini üstlendiği, doğal ve toplumsal rollerin bilinçli biçimde tersine çevrildiği, mizah ve parodi unsurları taşıyan resimli bir papirüstür.
British Museum’un verdiği tarih olan yaklaşık MÖ 1250–1150, eseri Ramesside döneminin içine yerleştirir. Eserin Deir el-Medina buluntusu olması da bu tür görsel oyunların üretildiği kültürel çevreyi anlamamız bakımından son derece değerlidir. �
British Museum +1
Dolayısıyla internette dolaşan temel bilgiler doğru yöndedir; fakat akademik olarak düzeltilmesi gereken noktalar vardır.
Eser gerçekten British Museum’dadır ve envanter numarası EA10016,1’dir.
Ramesside dönemine aittir ve British Museum tarafından yaklaşık MÖ 1250–1150 arasına tarihlendirilir.
Buluntu yeri Deir el-Medina, Thebes olarak kaydedilmiştir.
Malzemesi boyanmış papirüstür.
Müze kaydında yükseklik 13 cm, çerçeve genişliği 59 cm, derinlik 12 mm olarak verilir.
Aslan ile ceylan arasındaki oyunun muhtemelen senet olduğu belirtilir; kesinlik iddiasından kaçınılmalıdır.
Aslanın elindeki oyun nesnesini modern anlamdaki zarla özdeşleştirmek yerine, senet oyununda kullanılan atış nesneleri bağlamında değerlendirmek daha doğrudur.
Yatak sahnesindeki hayvanın oyun sahnesindeki ceylan olduğu güçlü bir müze yorumudur; fakat papirüs hasarlı olduğu için bunu kesin kanıtlanmış bir olay olarak sunmamak gerekir.
“Bu eser kesinlikle halkın yöneticilere karşı politik satiridir” yorumu akademik açıdan fazla kesin ve indirgemecidir.
Güncel araştırmalar “satir” yanında parodi ve mizah kavramlarının da kullanılmasını önermektedir.
Deir el-Medina sanatçılarının resmî ve seçkin sanatın ikonografisine son derece hâkim oldukları dikkate alınmalıdır.
Böyle bakıldığında karşımızdaki küçük papirüs, aslında devasa Mısır uygarlığının çok insani bir yüzünü gösterir.
Piramitlerin ve mezarların Mısır’ında ölüm vardı.
Tapınakların Mısır’ında tanrılar vardı.
Firavunların Mısır’ında iktidar vardı.
Ama Deir el-Medina’nın küçük papirüsünde bir aslan, avını yemek yerine onunla oyun oynuyordu.
Ve belki de sanatçının bize bıraktığı en büyük ders buydu:
Dünyayı anlamanın yollarından biri, onu bir anlığına tersine çevirmektir.
British Museum eser kaydı ve görsel bilgileri – EA10016,1
EDİTÖRÜN NOTU
Bu yazıda kullanılan baş görsel, British Museum’da bulunan EA10016,1 numaralı Ramesside papirüsünün görüntüsünün dijital olarak yeniden düzenlenmiş/kolajlanmış hâlidir. Görseldeki farklı yakınlaştırmalar ve ölçekli sunum, eserin ayrıntılarını daha görünür kılmak amacıyla hazırlanmış dijital bir kurgudur; antik eserin kendisi üzerinde herhangi bir fiziksel müdahale anlamına gelmez.
British Museum’un ilgili görsel kaydında eser görüntüsünün telif ve kullanım bilgileri ayrıca belirtilmiştir. Müze, ilgili görüntüyü CC BY-NC-SA 4.0 lisansı altında paylaşmaktadır; ticari kullanım için ayrıca izin alınması gerektiğini belirtmektedir.
Görsel kredisi için önerilen ifade:
© The Trustees of the British Museum. EA10016,1. Digital arrangement for educational/editorial presentation.
Bu makaledeki yorumlarda British Museum’un nesne kaydı, müze küratoryal açıklamaları ve akademik literatür esas alınmış; kesin olarak kanıtlanamayan yorumlar özellikle ihtiyatlı ifadelerle aktarılmıştır.
KAYNAKLAR
1- British Museum. Papyrus with Satirical Vignettes, EA10016,1. London: British Museum, Department of Egypt and Sudan, Collection Online.
2- British Museum. Top 10 Historical Board Games. London: British Museum.
3- Babcock, Jennifer Miyuki. Ancient Egyptian Animal Fables: Tree Climbing Hippos and Ennobled Mice. Leiden: Brill, 2022.
4- Babcock, Jennifer Miyuki. Anthropomorphized Animal Imagery on New Kingdom Ostraca and Papyri: Their Artistic and Social Significance. New York: New York University, 2014. Doktora tezi.
5- Brunner-Traut, Emma. Altägyptische Tiergeschichte und Fabel. Darmstadt: Wissenschaftliche Buchgesellschaft, 1968.
6- Houlihan, Patrick F. Wit and Humour in Ancient Egypt. London: Rubicon Press, 2001.
7- Nicholson, Paul T., Shaw, Ian (ed.). Ancient Egyptian Materials and Technology. Cambridge: Cambridge University Press, 2000.
8- Parkinson, Richard B. Cracking Codes: The Rosetta Stone and Decipherment. London: British Museum Press, 1999.
9- Russmann, Edna R. Eternal Egypt: Masterworks of Ancient Art from the British Museum. New York: The Metropolitan Museum of Art, 2001.
10- Taylor, John H. Journey Through the Afterlife: Ancient Egyptian Book of the Dead. London: British Museum Press, 2010.
11- Wardyn, Keely A. “Satirical Imagery of the Ramesside Period: A Socio-historical Narrative.” Journal of Undergraduate Research at Minnesota State University, Mankato, Vol. 17, 2017.
12- Kóthay, Katalin Anna. “Animals in Human Situations in Ancient Egyptian Ostraca and Papyri.” Arts, 10/3, 2021.
SEO META AÇIKLAMASI:
Antik Mısır’da bir aslan neden ceylanla senet oynuyordu? Deir el-Medina papirüsü mizah, parodi ve tersine çevrilen düzeni anlatıyor.
SEO ANAHTAR KELİMELER:
Antik Mısır, Deir el-Medina, Ramesside dönemi, satirik papirüs, EA10016,1, senet oyunu, aslan ve ceylan, Mısır sanatı, Mısır mizahı, hayvan figürleri, Mısır ikonografisi, British Museum, antik Mısır papirüsü, antropomorfizm
ALTERNATİF SEO BAŞLIKLARI
ANTİK MISIR’DA ASLAN CEYLANLA NEDEN OYUN OYNUYORDU?
DEİR EL-MEDİNA’NIN TERSİNE ÇEVRİLMİŞ DÜNYASI: ASLAN, CEYLAN VE ANTİK MISIR MİZAHI
✍️ Araştırmacı / Yazar: Muhittin Yalçınkaya
9 Ağustos 2026 @NkayaMuhittin
© 2026 Muhittin Yalçınkaya. Burada yer alan tüm içerikler Muhittin Yalçınkaya’ya aittir; izinsiz kopyalanamaz, çoğaltılamaz ve paylaşılamaz.

Bazen gerçeği anlatmanın en etkili yolu onu olduğu gibi göstermek değil, dünyayı baş aşağı çevirmektir. Çünkü tersine çevrilmiş bir dünya, normal sandığımız düzenin ne kadar yapay olduğunu gösterebilir.
YanıtlaSilİnsan, kendisine dışarıdan bakabilen tek canlı değildir; fakat bunu sanat aracılığıyla yapabilen canlıdır. Mısırlı sanatçı hayvanları insanlaştırarak aslında insanı görünür hâle getirmiştir.
YanıtlaSilGüç, yalnızca güç kullanmak değildir. Aslanın avını öldürmek yerine onunla oyun oynaması, gücün kendisini geçici olarak sınırlandırdığı anda ortaya çıkan başka bir iktidar biçimini gösterir.
YanıtlaSilDüzen bazen kendisini en iyi, tersine çevrildiğinde gösterir. Aslanın ceylanla aynı masaya oturması, doğanın bize öğrettiği hiyerarşinin aslında ne kadar kırılgan olduğunu hatırlatır.
YanıtlaSil