NİKOMEDYA'DA İKİ İMPARATORUN KUCAKLAŞMASI: TETRARŞİNİN DOĞUŞUNU TAŞA KAZIYAN BOYALI RÖLYEF
NİKOMEDYA'DA İKİ İMPARATORUN KUCAKLAŞMASI: TETRARŞİNİN DOĞUŞUNU TAŞA KAZIYAN BOYALI RÖLYEF
Roma İmparatorluğu'nun son büyük yeniden yapılanma hamlesi, yalnızca kanunlarda ve idarî reformlarda değil, sanatta da kendisini gösterdi. Kocaeli Arkeoloji Müzesi'nde sergilenen ve antik Nikomedia'daki Çukurbağ kazılarında gün yüzüne çıkarılan boyalı mermer rölyeflerden biri, bu dönüşümün en etkileyici tanıklarından biridir. İlk bakışta iki sakallı imparatorun birbirine sarıldığı sıradan bir karşılaşma gibi görünen bu eser, gerçekte Roma tarihinin en kritik siyasal dönüşümlerinden birini simgeleyen güçlü bir propaganda programının parçasıdır.
Bugün yapılan bilimsel araştırmalar, özellikle Dr. Tuna Şare Ağtürk'ün ayrıntılı incelemeleri sayesinde, bu rölyefin Diocletianus ile Maximianus'un karşılaşmasını tasvir ettiğini ortaya koymaktadır. Araştırmacıya göre eser, MS 293 yılında Tetrarşi'nin resmen ilan edilmesinden hemen önce, Diarşi döneminde hazırlanan büyük bir anıtsal kompozisyonun parçasıdır. Bu nedenle rölyef, klasik anlamdaki dört imparatorlu Tetrarşi sisteminden biraz daha eski olup, bu yeni yönetim modelinin doğuşunu belgeleyen en erken görsel anlatımlardan biri kabul edilmektedir.
Eserin bulunduğu Nikomedia sıradan bir Roma kenti değildi. Diocletianus tarafından doğunun idarî merkezi hâline getirilen şehir, uzun yıllar boyunca fiilen Roma İmparatorluğu'nun başkentlerinden biri olarak görev yaptı. Saraylar, resmî yapılar ve anıtsal meydanlarla donatılan kentte hazırlanan sanat eserleri yalnızca estetik amaç taşımıyor; devletin gücünü ve meşruiyetini halka anlatan görsel belgeler işlevi görüyordu.
Rölyefte iki hükümdarın birbirine sıkıca sarılması rastgele seçilmiş bir hareket değildir. Roma siyasal kültüründe bu tür kucaklaşmalar, ortak iktidarın, karşılıklı sadakatin ve devlet bütünlüğünün sembolü olarak kullanılmıştır. İmparatorlar burada bireysel kişiliklerinden çok, ortak yönetimin iki yüzü olarak sunulmaktadır. Böylece izleyiciye verilen mesaj açıktır: Roma artık tek bir kişinin değil, birlikte hareket eden yöneticilerin omuzlarında yükselecektir.
Rölyefin en dikkat çekici yönlerinden biri ise üzerinde günümüze kadar ulaşabilen boya kalıntılarıdır. Uzun yıllar boyunca antik heykellerin ve rölyeflerin beyaz mermerden oluştuğu düşünülmüş olsa da, son yarım yüzyıldaki araştırmalar bunun doğru olmadığını göstermektedir. Nikomedia rölyefi de Roma sanatının canlı kırmızı, pembe ve farklı tonlarla boyandığını kanıtlayan en önemli örneklerden biridir. Bu yönüyle eser yalnızca tarihçiler için değil, antik polikromi çalışan sanat tarihçileri açısından da olağanüstü önem taşımaktadır.
Kompozisyonun günümüze ulaşan bölümü, aslında daha büyük bir sahnenin yalnızca küçük bir kesitidir. Araştırmalar, imparatorların resmî şehre girişini konu alan geniş bir adventus kompozisyonunun parçalarının zaman içinde kırılarak dağıldığını göstermektedir. Kocaeli Arkeoloji Müzesi'nde korunan parçalar bu büyük anlatının günümüze ulaşan en önemli tanıklarıdır.
İmparatorların yüz ifadeleri de dikkatle incelendiğinde bireysel portre anlayışından uzaklaşıldığı görülür. Geç Roma sanatının karakteristik özelliği olan idealleştirme anlayışı burada açıkça hissedilir. Amaç, hükümdarların gerçek yüzlerini değil, temsil ettikleri makamın sürekliliğini ve devlet otoritesini ölümsüzleştirmektir. Bu yaklaşım ilerleyen yıllarda Konstantin dönemi sanatının da temel özelliklerinden biri hâline gelecektir.
Bu rölyef, çoğu zaman Venedik'teki ünlü porfir Tetrarklar grubuyla karşılaştırılır. Ancak Nikomedia örneği kronolojik olarak daha erken bir döneme işaret etmekte ve aynı ikonografinin nasıl geliştiğini anlamamıza önemli katkı sağlamaktadır. Dolayısıyla eser yalnızca Anadolu arkeolojisinin değil, bütün Roma sanat tarihinin temel belgeleri arasında yer almaktadır.
Arkeoloji bazen yalnızca toprağın altındaki taşları değil, tarihin unutulmuş siyasal hafızasını da ortaya çıkarır. Nikomedia'da bulunan bu rölyef, iki imparatorun kucaklaşmasından çok daha fazlasını anlatmaktadır. Burada taşa işlenen şey, Roma'nın parçalanmasını önlemek için geliştirilen yeni bir yönetim düşüncesidir. Yaklaşık bin yedi yüz yıl sonra bile bu sahne, iktidarın yalnızca güçle değil, ortaklık fikriyle de ayakta tutulmaya çalışıldığını göstermeye devam etmektedir.
EDİTÖRÜN NOTU
Bu makalede kullanılan görsel, Kocaeli Arkeoloji Müzesi'nde sergilenen özgün eserin ziyaret sırasında çekilmiş gerçek müze fotoğrafıdır. Görsel yapay zekâ ile üretilmemiştir. Makalede yer alan tarihsel değerlendirmeler, güncel akademik yayınlar ışığında hazırlanmıştır.
KAYNAKLAR
1- Ağtürk, Tuna Şare. The Painted Tetrarchic Reliefs of Nicomedia: Uncovering the Colorful Life of Diocletian's Forgotten Capital. American Journal of Archaeology, Cilt 122, Sayı 3. Boston: Archaeological Institute of America, 2018.
2- Elsner, Jaś. Imperial Rome and Christian Triumph. Oxford: Oxford University Press, 1998.
3- Kleiner, Diana E. E. Roman Sculpture. New Haven: Yale University Press, 1992.
4- Potter, David S. The Roman Empire at Bay AD 180–395. London: Routledge, 2014.
5- Kocaeli Arkeoloji Müzesi. Roma Dönemi Taş Eserler Koleksiyonu ve Çukurbağ Kazıları Arşiv Kayıtları.
✍️ Araştırmacı / Yazar: Muhittin Yalçınkaya
05 Temmuz 2026 @NkayaMuhittin
© 2026 Muhittin Yalçınkaya. Burada yer alan tüm içerikler Muhittin Yalçınkaya'ya aittir; izinsiz kopyalanamaz, çoğaltılamaz ve paylaşılamaz.

Arkeoloji geçmişi ortaya çıkarmaz; geçmişin bugüne sormaya devam ettiği soruları görünür hâle getirir.
YanıtlaSilBir uygarlığın gerçek büyüklüğü fethettiği topraklarla değil, kurduğu ortaklıkların kalıcılığıyla ölçülür.
YanıtlaSilTarih, taşlara yalnızca yüzleri değil, fikirleri de kazır; zaman ise önce bedenleri değil, anlamları sınar.
YanıtlaSilİktidarın en güçlü simgesi bazen kaldırılmış bir kılıç değil, uzatılmış iki koldur.
YanıtlaSil