VEDAT YENERER’E VEDA: HAKİKATİN PEŞİNDE GEÇEN BİR ÖMÜR

 




VEDAT YENERER’E VEDA: HAKİKATİN PEŞİNDE GEÇEN BİR ÖMÜR

Basın camiası, Türk gazeteciliği ve hakikat sevdalıları bugün çok derin, bir o kadar da onarılamaz bir eksikliğin hüzünlü sessizliğine büründü. Kalemini dünyanın en tehlikeli, en acımasız cephelerinde korkusuzca konuşturmuş, mesleğini yalnızca bir iş olarak değil bir hayat felsefesi olarak benimsemiş çok kıymetli bir değerimizi, Vedat Yenerer’i kaybetmenin derin üzüntüsünü yaşıyoruz.

​Romanya’nın ateş çemberinden Irak’ın yıkık sokaklarına, Filistin’den Lübnan’a, Çeçenistan’dan Kosova’ya kadar yeryüzünün en sancılı, en karanlık coğrafyalarında adalet ve haber sevdasıyla iz süren Yenerer, yalnızca yaşananları aktarmakla kalmadı; o coğrafyaların çığlığını bu topraklara taşıdı. Görev bilinciyle yazan, emperyalist oyunların ve zulümlerin ortasında kamerasını ve defterini bir kalkan gibi kullanan cesur bir gazeteciydi. O, hakikatin üstünün örtülmeye çalışıldığı her anda gerçeğin sesini gür bir şekilde duyurmayı misyon edinmiş nadir kalemlerdendi.

​Ancak ne yazık ki bu ülkenin gerçek gazetecileri, hakikati savundukları bedellerle de sınandılar. Yenerer, meslek hayatı boyunca sadece dışarıdaki savaşlarla değil, kendi ülkesinde adaletsizliklerle, haksızlıklarla ve kurulan tezgahlarla da mücadele etmek zorunda kaldı. Yaşadığı o karanlık günlerde, omuzlarına yüklenen haksız yükler karşısında dahi duruşundan ödün vermedi. Kalemini satmayan, eğilmeyen ve bükülmeyen omurgasıyla her daim basının yüz akı olmayı sürdürdü. Evinde ve ofisinde yapılan o haksız baskınlar, el konulan anılar ve yıllara sari hukuk mücadelesi onun haklı davasını gölgeleyemedi; aksine onun ne denli hedef alınan bir hakikat savunucusu olduğunu tarihe mühürledi.

​Bugün ardından baktığımızda, geriye gencecik gazetecilere örnek olacak devasa bir arşiv, sayısız kitap, belgesel ve en önemlisi boyun eğmemiş bir meslek onuru kalıyor. O, hayatını habere, belgeye ve bu ülkenin insanlarına adadı. Gerek kurduğu portallarla gerekse yazdığı eserlerle bildiklerini aktarmaya, genç kuşakları aydınlatmaya son nefesine kadar devam etti.

​Kendisinin aramızdan ayrılışı, yalnızca ailesi ve yakınları için değil, tüm Türkiye için büyük bir kayıptır. Türk basını, omurgalı ve korkusuz bir neferini kaybetti. Lakin biliniyor ki, onun yazdığı satırlar, çektiği acı dolu kareler ve bıraktığı miras bu topraklarda daima yaşayacaktır.

​Merhuma Allah’tan rahmet; kederli ailesine, mesai arkadaşlarına ve tüm basın camiasına sabır, metanet ve başsağlığı dilerim. Ruhu şad, mekânı cennet olsun.


© Muhittin Yalçınkaya 28 Temmuz 2026 


Yorumlar

​En Çok Okunan Makaleler

GÖBEKLİTEPE’NİN KADİM GÖLGESİNDE BİR ESTETİK DEVRİMİ: BONCUKLU TARLA, MEZOPOTAMYA’NIN TAŞTAN HAFIZASI VE İNANCI ŞEKİLLENDİREN İLK KÖY

ANADOLU’NUN BRONZA KAZINAN HAFIZASI: HATTUŞA BRONZ TABLETİ VE HİTİT DİPLOMASİSİNİN ÖLÜMSÜZ BELGESİ

SAHRA’NIN TAŞA KAZINMIŞ HAFIZASI: DABOUS ZÜRAFALARININ ANLATTIKLARI

GÜCÜN SARHOŞLUĞUNDAN TABİATIN ÇIPLAKLIĞINA: NEBUKADNEZAR’IN AYNASI

ANTİK DÜNYANIN FABRİKASI: BARBEGAL SU DEĞİRMENLERİNİN ŞAŞIRTAN GÜCÜ - ROMA MÜHENDİSLİĞİNİN ZİRVESİ: BARBEGAL VE İLK ENDÜSTRİYEL ÜRETİM