TAŞA İŞLENEN İDEAL KADIN: DEIR EL-BERSHA’DA DJEHUTYHOTEP’İN ADSIZ KIZ KARDEŞİ

 


TAŞA İŞLENEN İDEAL KADIN: DEIR EL-BERSHA’DA DJEHUTYHOTEP’İN ADSIZ KIZ KARDEŞİ

Eski Mısır sanatına ilk kez bakan modern göz, bazen karşısındaki figürde anatomik bir tuhaflık arar. Kollar gereğinden uzun görünür, eller doğal olmayan biçimde yerleştirilir, ayaklar aynı anda hem yandan hem de önden algılanabilecek şekilde düzenlenir. Gövde ile omuzlar farklı bakış açılarından gösterilir. Bütün bunlar, modern gerçekçilik anlayışına göre birer “hata” gibi değerlendirilebilir. Oysa Eski Mısır sanatının amacı insan bedenini gördüğü biçimiyle fotoğrafik doğrulukta kopyalamak değildi. Amaç, insanı mümkün olduğunca eksiksiz, düzenli, anlaşılır ve ideal bir biçimde temsil etmekti.

British Museum’da EA1150 envanter numarasıyla korunan bu boyalı kireçtaşı kabartma parçası, söz konusu anlayışın son derece açık örneklerinden biridir. Eser, Orta Krallık’ın XII. Hanedanlığına, yaklaşık MÖ 1850 yılına tarihlenir ve Orta Mısır’daki Deir el-Bersha nekropolünde bulunan Djehutyhotep mezarından gelmektedir. British Museum figürü Djehutyhotep’in kız kardeşi olarak tanımlar; kadının kendi adı ise günümüze ulaşmamıştır.

Bu nedenle elimizde yalnızca bir kadın figürü değil, aynı zamanda Eski Mısır sanatçısının insan bedenini nasıl düşündüğünü gösteren son derece değerli bir görsel belge vardır.

Djehutyhotep, Deir el-Bersha’da yaşayan yüksek statülü bir yerel yöneticiydi. Mezarı, XII. Hanedanlık döneminde bölgesel elitlerin sahip olduğu ekonomik ve toplumsal gücü ortaya koyan önemli yapılardan biridir. Mezardaki kabartmalar yalnızca mezar sahibinin kendisini yüceltmek için yapılmamış, ailesini ve onun sosyal çevresini de belirli bir düzen içerisinde göstermiştir.

EA1150 numaralı kadın figürü de başlangıçta tek başına duran bir görüntü değildi. British Museum’un verdiği bilgilere göre figür, bir dizi kadın akrabanın bulunduğu daha geniş bir kompozisyonun parçasıydı. Kadının arkasında başka kadın akrabalar yer alıyor, Djehutyhotep’in eşi daha büyük ölçekte gösteriliyor ve bütün kompozisyonun sonunda mezarın sahibi çok daha büyük bir figür olarak yer alıyordu. Buradaki ölçü farkı yalnızca estetik bir tercih değildi. Eski Mısır sanatında figürün büyüklüğü çoğu zaman toplumsal konumu ve hiyerarşik önemini ifade eden temel araçlardan biriydi.

Dolayısıyla bu küçük kabartma parçası, bugün yalnızca bir kadının bedenini göstermiyor. Aynı zamanda onu çevreleyen aile düzeninin ve toplumsal hiyerarşinin bir zamanlar nasıl görselleştirildiğine dair bilgi taşıyor.

Kadın figürü ayakta, sakin ve son derece kontrollü bir duruş içerisindedir. Kolları bedeninin iki yanında aşağı doğru uzanır. Başında uzun bir peruk vardır. Peruk çevresindeki başlık ya da diadem arkada düğümlenmiş ve aşağı doğru uzanan bir şeritle tamamlanmıştır. Boynunda geniş bir kolye, bileklerinde bilezikler, ayak bileklerinde ise halhallar bulunmaktadır.

Üzerindeki uzun beyaz keten giysi de figürün seçkin bir kadın olarak sunulmasına katkıda bulunur. Burada özellikle dikkat edilmesi gereken bir ayrıntı vardır: Göğüslerin görünür olması, giysinin gerçekte bedeni bu şekilde açıkta bıraktığı anlamına gelmez. British Museum açıklamasına göre giysinin askıları göğüsleri örtecek şekilde tasarlanmıştı; göğüslerin görünür biçimde işlenmesi ise Mısır sanatındaki temsil geleneğinin bir sonucudur.

Bu ayrıntı önemlidir. Çünkü Eski Mısır sanatındaki beden anlayışını yalnızca “çıplaklık” üzerinden değerlendirmek, eserin görsel dilini yanlış okumaya yol açabilir. Burada sanatçı, bedeni gündelik hayatta görüldüğü biçimiyle değil, onu temsil eden kuralların izin verdiği biçimde düzenlemektedir.

Kadının teni de başlangıçta sarı renkte boyanmıştı. Eski Mısır resim geleneğinde kadın teninin sarı veya sarımsı tonlarla gösterilmesi yaygın bir renk kodlamasının parçasıdır. Bunun karşısında erkek figürlerinin daha koyu kırmızımsı ya da kahverengimsi tonlarla verilmesi, Mısır sanatının cinsiyetleri yalnızca fiziksel görünüş üzerinden değil, kültürel bir renk sistemi içerisinde de ayırdığını gösterir.

Burada “sarı ten”i gerçek bir biyolojik ten rengi olarak değerlendirmek doğru değildir. Bu, sanatçının kullandığı görsel kodlardan biridir.

Figürün bedensel oranları da aynı anlayışın parçasıdır. Bel son derece ince, kollar gövdeye oranla uzun ve beden idealize edilmiş görünür. Göğüs ve kalça bölgesinin belirginleştirilmesi, gençlik ve kadınlıkla ilişkilendirilen estetik bir beden anlayışının görsel karşılığıdır.

Fakat bu figüre bakarken önemli bir ayrımı akılda tutmak gerekir: Karşımızdaki görüntü bir portre değildir.

En azından modern anlamda bir portre değildir.

Sanatçı, kadının yüzünü ve bedenini bireysel fizyonomisini kaydetmek için değil, onun ideal ve uygun bir kadın olarak mezarın görsel dünyasında var olmasını sağlamak amacıyla biçimlendirmiştir. Bu nedenle figürde kişisel özelliklerden çok ideal oranlar, giysi, takılar, duruş ve toplumsal konum öne çıkar.

Eski Mısır sanatının en dikkat çekici özelliklerinden biri de tam burada ortaya çıkar. Sanatçı, insan bedenini tek bir bakış açısından göstermek yerine farklı görünümleri aynı yüzey üzerinde bir araya getirir.

Baş profilden gösterilir. Böylece burnun, alnın ve çenenin çizgisi açıkça seçilebilir. Buna karşılık göz, izleyiciye dönükmüş gibi işlenir. Omuzlar daha önden algılanacak şekilde düzenlenirken gövde, kalçalar, kollar ve bacaklar başka açılardan görünür. Bu sistemin amacı perspektif kurallarına uygun bir optik yanılsama yaratmak değil, bedenin önemli parçalarını mümkün olduğunca eksiksiz gösterebilmektir.

Kadının elleri bu anlayışın en çarpıcı örneklerinden biridir.

Her iki elin açık avuçları ve parmakları belirli bir görsel açıklık içerisinde sunulurken başparmakların konumu anatomik açıdan doğal değildir. British Museum bunu açıkça “imkânsız” bir poz olarak tanımlar. Modern göz için bu durum sanatçının anatomi bilgisinin yetersizliği gibi görülebilir. Fakat böyle bir değerlendirme, Mısır sanatının temel amacını gözden kaçırır.

Sanatçı anatomik doğruluğu değil, görsel açıklığı tercih etmiştir.

Aynı durum ayaklarda da görülür. Uzakta bulunan ayak hafifçe öne alınarak görünür kılınır. Yakındaki ayağın kemeri arasından diğer ayağın topuğu seçilebilir. Böylece sanatçı iki ayağın da orada olduğunu gösterebilmiştir.

Bugün bir ressamın aynı bedende anatomik olarak birbirine uymayan iki görünüşü birleştirmesi hata kabul edilebilir. Eski Mısır sanatında ise bu yaklaşım, bedenin mümkün olduğunca bütün olarak gösterilmesini sağlayan bilinçli bir görsel sistemdir.

Bu nedenle EA1150'deki uzun kolları, garip el pozisyonlarını veya ayakların düzenlenişini yalnızca “gerçekçilik eksikliği” olarak değerlendirmek haksızlık olur. Burada farklı bir sanat düşüncesi vardır.

Eski Mısırlı sanatçı için önemli olan yalnızca gördüğünü aktarmak değildi. Görülmesi gerekeni, anlamlı olanı ve eksiksiz olması gerekeni aynı görüntü içerisinde bir araya getirmekti.

Bu yaklaşım, Orta Krallık sanatının entelektüel yönünü anlamak açısından son derece değerlidir.

XII. Hanedanlık döneminde insan figürünün oranlarının belirli kurallarla düzenlenmesi, Mısır sanatının rastlantısal olmadığını gösterir. İnsan bedeni belirli ölçüler, eksenler ve geleneksel oranlar içerisinde tasarlanıyordu. Böylece farklı sanatçılar tarafından üretilen figürler bile aynı kültürel görsel dilin içerisinde kalabiliyordu.

Bu yüzden EA1150 yalnızca estetik açıdan güzel bir kabartma değildir. Aynı zamanda bir sanat sisteminin belgesidir.

Kabartmanın bugün en dokunaklı taraflarından biri ise kadının adının kaybolmuş olmasıdır.

Onun kim olduğunu biliyoruz, ama adını bilmiyoruz.

British Museum onu Djehutyhotep’in kız kardeşi olarak tanımlıyor. Ancak figürün kendisini tanımlayan yazıt günümüze ulaşmadığından kadının kişisel adı elimizde değildir. Başka bazı müze değerlendirmelerinde figürün kız kardeş veya kız evlat olabileceği konusunda daha ihtiyatlı bir yaklaşım görülür. Bu nedenle akademik açıdan en güvenli ifade, British Museum’un kataloglamasını esas alarak onun Djehutyhotep’in kız kardeşi olarak tanımlandığını belirtmektir.

Bu küçük ayrıntı aslında arkeolojinin en insani sorunlarından birini ortaya koyar.

Bir insanın görüntüsü binlerce yıl yaşayabilirken adı kaybolabilir.

Kadının yüzü, saç biçimi, takıları, elbisesi, duruşu ve bedeninin sanatçı tarafından nasıl düzenlendiği bugün hâlâ görülebiliyor. Fakat onu kendi döneminde çağırdıkları isim artık elimizde değil.

Yine de bu kadını tamamen adsız olarak değerlendirmek doğru değildir.

O, Djehutyhotep'in ailesinin bir üyesiydi. Mezardaki yerleşimi, onun aile içindeki konumuna ilişkin bir şeyler söylüyor. Takıları ve giysileri, temsil edildiği seçkin çevre hakkında bilgi veriyor. Figürün boyutu ve kompozisyon içindeki yeri, dönemin toplumsal hiyerarşisi hakkında ipuçları taşıyor.

Adı kaybolmuş olabilir; fakat sosyal varlığı tamamen silinmiş değildir.

Üstelik kabartmanın başlangıçta daha büyük bir sahnenin parçası olması, bugün elimizde kalan parçanın anlamını daha da güçlendiriyor. Kadın tek başına duran bir portre olarak tasarlanmamıştı. Aile üyelerinden oluşan daha geniş bir düzenin içerisinde yer alıyordu. Önündeki figürlerden birinin elindeki sinek kovucunun küçük bir bölümü bile kompozisyonun nasıl düzenlendiğini anlamamıza yardımcı oluyor.

Bugün müze vitrininde yalnızca bir taş parçası görüyoruz. Oysa antik çağda bu taş, renkli, hareketli ve çok daha büyük bir mezar kompozisyonunun parçasıydı.

Renklerin önemli bir bölümü zaman içerisinde kaybolmuş olsa da figürün üzerindeki mavi, yeşil, sarı, kırmızı ve beyaz tonların izleri, onun başlangıçta ne kadar canlı bir görüntü olduğunu düşündürür. Kireçtaşı üzerine uygulanan boya, kabartmanın biçimsel etkisini güçlendiriyor ve kadını mezarın yüzeyinde yalnızca çizgilerle değil, renklerle de görünür kılıyordu.

Burada dikkat edilmesi gereken başka bir nokta da “provincial art” yani taşra sanatı ifadesidir. Deir el-Bersha, Memphis veya Thebes gibi kraliyet merkezlerinden uzakta bulunmasına rağmen bu eser, sanat kalitesinin yalnızca kraliyet atölyeleriyle sınırlı olmadığını gösterir. Yerel yöneticilerin mezarları, özellikle Orta Krallık döneminde, oldukça gelişmiş ve incelikli sanat üretimlerine sahne olmuştur.

Bu nedenle EA1150'yi “taşra sanatının basit bir örneği” olarak görmek yanlış olur. Aksine, yerel elitlerin kültürel ve ekonomik gücünü ortaya koyan seçkin bir mezar sanatının parçasıdır.

Ben bu kabartmaya baktığımda en çok anatomik açıdan “imkânsız” görünen eller ve ayaklar üzerinde duruyorum. Çünkü tam da onlar, sanat tarihinin bize önemli bir ders verdiği noktadır.

Sanatın doğrusu her zaman bizim doğrumuz değildir.

Bir sanat eserini yalnızca kendi çağımızın estetik ölçüleriyle yargılarsak, geçmiş toplumların dünyayı nasıl algıladığını anlayamayız. Eski Mısır sanatçısının amacı modern bir anatomi kitabındaki ölçülere uymak değildi. Onun amacı, insan bedenini ölümden sonraki yaşam düşüncesinin gerektirdiği bütünlük içerisinde temsil etmekti.

Bu yüzden figürün ellerindeki anatomik imkânsızlık aslında bir başarısızlık değil, bir sistemin başarısıdır.

Sanatçı bize “Ben bu eli gerçek hayatta böyle gördüm” demiyor.

Bize “Bu insanın eli burada görünür olmalı” diyor.

Bu iki yaklaşım arasındaki fark, yaklaşık dört bin yıl önceki bir sanat anlayışını anlamamız için yeterlidir.

Djehutyhotep’in adsız kız kardeşi bugün British Museum’da sessiz bir taş parçası olarak karşımızda duruyor. Fakat bu taş, yalnızca geçmişten kalan güzel bir görüntü değildir. O, Eski Mısır toplumunun kadınlık, güzellik, aile, statü, beden ve ölümden sonraki yaşam düşüncelerini aynı yüzey üzerinde bir araya getiren görsel bir belgedir.

Adı kaybolmuştur.

Yaşadığı hayatın ayrıntılarını bilmiyoruz.

Nasıl bir anne, eş, kız kardeş veya birey olduğunu söyleyemiyoruz.

Fakat sanatçının onu nasıl görmek istediğini biliyoruz.

Genç, zarif, düzenli, süslü, ideal ve eksiksiz.

Binlerce yıl sonra geriye kalan da tam olarak budur: Bir insanın biyografisi değil, onun taş üzerindeki tasarlanmış varlığı.

Belki de bu kabartmanın en güçlü tarafı burada yatıyor.

İnsan bazen adını kaybeder; fakat kendisini dünyaya bıraktığı görüntü, söz veya eser ondan çok daha uzun yaşayabilir. Deir el-Bersha'nın bu adsız kadını da kendi adını geride bırakamadı. Fakat bedeni, takıları, saçları, elleri ve o dikkatle düzenlenmiş duruşu bugün hâlâ bize bakıyor.

Taş, onun adını koruyamadı.

Ama nasıl hatırlanmak istendiğini korudu.


EDİTÖRÜN NOTU

Bu makalede kullanılan görsel, eserin müze koleksiyonundaki özgün görünümünün dijital ortamda yeniden düzenlenmiş/kurgu niteliğinde sunulmuş bir görselidir. Görsel, British Museum koleksiyonunda bulunan EA1150 envanter numaralı gerçek arkeolojik eseri temsil etmektedir. Dijital sunum ile antik eserin özgün fiziksel görünümü birbirinden ayrılmalıdır.

Eserin temel katalog bilgileri British Museum koleksiyon kaydıyla karşılaştırılmıştır. British Museum, EA1150'i Djehutyhotep'in adı bilinmeyen kız kardeşini gösteren, boyalı kireçtaşı bir mezar kabartması olarak tanımlamakta; XII. Hanedanlık, yaklaşık MÖ 1850, Deir el-Bersha ve Djehutyhotep mezarı bilgilerini vermektedir. Ölçüler 72 × 33 × 12 cm'dir. 

KAYNAKLAR

British Museum. Collection Online: EA1150, Fragment of Painted Limestone Tomb-Relief. London: The British Museum, koleksiyon/arşiv kaydı. 

Robins, Gay. The Art of Ancient Egypt. Cambridge, Massachusetts: Harvard University Press, 2008.

Robins, Gay. Proportion and Style in Ancient Egyptian Art. Austin: University of Texas Press, 1994.

Malek, Jaromir. Egyptian Art. London: Phaidon, 1999.

Hawass, Zahi. Silent Images: Women in Pharaonic Egypt. Cairo: American University in Cairo Press, 1995.

Metropolitan Museum of Art. Ancient Egypt Transformed: The Middle Kingdom. New York: The Metropolitan Museum of Art, 2015. 

Annenberg Learner. Art Through Time: A Global View – The Body. Philadelphia: Annenberg Foundation, eğitim ve sanat tarihi kaynağı. 

Porter, Bertha; Moss, Rosalind L. B. Topographical Bibliography of Ancient Egyptian Hieroglyphic Texts, Reliefs, and Paintings, Volume IV. Oxford: Griffith Institute, 1934. British Museum katalog bibliyografyasında ilgili kayıt.


✍️ Araştırmacı / Yazar: Muhittin Yalçınkaya

04 Eylül 2026 @NkayaMuhittin



© 2026 Muhittin Yalçınkaya. Burada yer alan tüm içerikler Muhittin Yalçınkaya'ya aittir; izinsiz kopyalanamaz, çoğaltılamaz ve paylaşılamaz.



Yorumlar

  1. Adın kaybolması, varlığın tamamen yok olması değildir. Djehutyhotep’in kız kardeşinin adını bilmiyoruz. Buna rağmen onun görüntüsü bugün hâlâ yaşamaktadır. Bazen tarih, bize bir insanın adını değil, onun dünyadaki izini bırakır.

    YanıtlaSil
  2. Güzellik çağlara göre değişir, fakat insanın kendisini anlamlandırma çabası değişmez. Dört bin yıl önce ideal kabul edilen beden ile bugün ideal kabul edilen beden birbirinden farklı olabilir; fakat insanın kendisini güzellik aracılığıyla ifade etme isteği devam eder.

    YanıtlaSil
  3. Gerçek, her zaman gözün gördüğü şey değildir. Eski Mısır sanatçısının anatomik olarak mümkün olmayan eli, bize sanatın yalnızca gördüğünü değil, anlamlı olanı da temsil ettiğini hatırlatır.

    YanıtlaSil
  4. İnsan unutulabilir, fakat insanın bıraktığı iz unutulmayabilir. Bir isim zamanla silinebilir; ancak bir görüntü, bir eser veya bir düşünce binlerce yıl sonra yeniden insanın karşısına çıkabilir.

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

​En Çok Okunan Makaleler

GÖBEKLİTEPE’NİN KADİM GÖLGESİNDE BİR ESTETİK DEVRİMİ: BONCUKLU TARLA, MEZOPOTAMYA’NIN TAŞTAN HAFIZASI VE İNANCI ŞEKİLLENDİREN İLK KÖY

GÜCÜN SARHOŞLUĞUNDAN TABİATIN ÇIPLAKLIĞINA: NEBUKADNEZAR’IN AYNASI

TAŞIN SESİ: 11.000 YILLIK KARAHANTEPE HEYKELLERİ VE İNSANIN İLK KUTSAL İZLERİ

EGE'NİN SON NÖBETÇİSİ: SOUNION'DAKİ POSEİDON TAPINAĞI VE DENİZLERİN TANRISINA ADANAN TAŞLAR

SÜMERLER TÜRK MÜYDÜ? DİLBİLİM, ARKEOLOJİ VE AKADEMİK VERİLER IŞIĞINDA BİR İNCELEME veya SÜMERLERİN KÖKENİ ÜZERİNE AKADEMİK BİR ANALİZ: TÜRK TEZİ NE KADAR GEÇERLİ?